Bugun...



ALMANYA, ALAMANYA....(1)
Tarih: 14-05-2019 13:52:15 Güncelleme: 14-05-2019 14:41:15 + -


Almanya, batı uygarlığı denilen endüstriyel kapitalizmin kıta Avrupa'sın da ki merkezi. Belçika ise aynı uygarlığın düşünsel idari merkezi. Merkel türü kanser hastalığıma dayanan sağlık nedeniyle, hem de Almanya’nın Kuzey Westfelya eyaletinin önemli kenti olan Köln’e ve ardından ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden işkence nedeniyle yapacağım başvuru öncesinde düşünce almak için Brüksel’e gitmeyi , bu arada dostları görmek amacıyla, planladığım için karar vermişim.

facebook-paylas
Tarih: 14-05-2019 13:52

ALMANYA, ALAMANYA....(1)

Yanımda benimle birlikte bu geziye katılan hukukçu olmak üzere olan oğlum bulunuyor ve bu geziyi Almanya’nın önemli kentlerinden olan ve ülkenin güneyinde yeralan, ırkçı  yanıyla öne çıkan Bavyera Eyaletinin önemli kenti Münih’den başlatıyorum.Almanya Münih, her şeyden önce Komünist ve Sosyalistlerin  işkence gördükleri ilk Nazi kampı ile ünlü...

 

 Münih  yaklaşık bir buçuk milyonluk bir kent ve burada devrimci mücadele verdiğim 1980 öncesinden kalma birçok yol arkadaşlarımı da göreceğim için heyecanlıyım.  Münih daha önceden de bildiğim, düzenli bir kent. Ortasından akan Isar nehri insanların eğlence ve dinlence merkezi.

 

Dostlar beni karşılıyorlar havaalanında. Evlerine götürüyorlar. Doğanın ortasında bir kasaba havasında olan dört bölgesinde sessiz bir kasaba havasında ki yerleşke de olan evlerine götürüyorlar.  Evin kızınca kucağında ki bebeği ile bizi havaalanında yaptığı karşılamadan sonra kısa bir yolculukla ulaştığımız ev üç katlı bir buçuk dönüm bahçe içinde bir villa. Ev sahibi dostumuz, Man Fabrikasında çalışan bir işçi ve tesadüfen bizim geldiğimiz tarihlerde raporluymuş. Kapıda karşılıyor bizi,  iki köpeği ile eşi ve kız… O derece ilgililer ki, duygulanıyorum. Ekonomik durumları çok iyi, oturdukları semt, Alman orta sınıfının oturduğu bir semt, villasının değerinin ki milyon Euro olduğunu öğreniyorum. Ailenin dört arabası var, yani her bireyin ayrı, bizim standartlarımızın üst grup da  arabası.

 

Sohbete başlıyoruz kısa bir ağırlamayla birlikte konukları içi ayrılmış odaya yerleştikten sonra benden gazetecilik huyumu bildiklerinden özellikle istedikleri haber olarak yapılmak istemeyişleri. Bunu daha sonra Münih merkezinde Tuncelili dönercilerin de istememiş olmasını hatırlayarak yadırgamıyorum. Türkiye ile bağlantıları olan bu dostlar , sohbetlerimizin aktarılmasıyla herhangi bir şekilde kovuşturmaya uğramaktan korkuyorlar, bunu söylemeseler bile. Yadırgıyorum, anlamıyorum  ama  onların endişelerine saygı duyuyorum, Almanya’ya yeni geldiğimde cep telefonuma , yaptığım kısa bir internet haberinden dolayı hakkımda verilen yargılama kararının mesaj olarak gelmesinden dolayı.

 

Kızları hemen bize br program yapıyor, Almaya ve Belçika’ya yaptığımız gezinin amacı ve kısa olmasından dolayı. Bizi bebeğiyle birlikte arabasına alarak, Münih’de olan ilk Nazi Toplama kampına götürüyor.

 

İLK NAZİ KAMPI MÜNİH’DE…

 

Kamp  Münih’e çok yakın ve Dachau beldesinde.  Misafir kaldığımız  eve  çok yakın. Yemyeşil  bir ovanın içinden geçiyoruz. Çok sayıda rüzgar ve güneş enerjisi panelleri yerleştirilmiş bu ovaya.  Daha çok endüstriyel Mısır ekilmiş bu uçsuz bucaksız verimli tarlalara. Tarlaların sınırlarında ise ormanlar yer alıyor yol boyunca. Bizde olsa çoktan kesilmiş olacak olan bu ormanlara bakarak, kurak ülkem adına üzülüyorum. Bizi götüren genç bayan, mısırı neden ektiklerini açıklıyor bana,” Bu tarlalarda yetişen mısırlardan enerji için gaz üretiliyor” diyor.  Oysa  biz de böyle bir teknoloji var mı? Bilmiyorum ama, “ Olsaydı herhalde, çiftçimiz en azından göz alıncaya kadar verimli  ege ovalarında sürekli mısır ekerlerdi “diye düşünüyorum.

 

Kampı müze haline getirmişler giriş ücretli. Enformasyon yani bilgi merkezinden kampın haritası veriliyor, bir de kampı dolaşırken karşılaşılan bölümlerle ilgili Türkçe’de dahil beş dilde bilgilendirme amacıyla yayın yapan kapalı devre kulaklık.

 

Kamp , dünya da faşizm denilen, emekçilere ekonomik baskı amacıyla çatılmış, ırkçı yönetimce ilk açılmış kamp ve 1933 yılında açılmış. Kalın duvarlarla nehirden ve kendi dışında k bölgelerden ayrılmış. Gözetleme kuleleriyle kaçma olanağı verilmek istenmemiş. İnsan, gözünün önünde canlandırıyor, çizgili kıyafetli , bir deri, kemik kalmış tutukluları görmüş gibi oluyor  duvar ve kuleleri görünce.

 

Kampın idari birimlerinde dönemi anlatan, için de kampı açan faşist Rudolf Hess ile kampı yöneten  Nazi subayların fotoğraflarının  olduğu, tutuklu fotoğrafları ve çeşitli canlandırmalar yer alıyor. Bu kampa sosyalist ve komünistler tutuklanarak getirilmiş. Çok ağır koşullarda çalıştırılmış olan bu insanların kamp süresince yapılan işkence ve üzerlerinde yapılan deneyler fotoğraflarla anlatılmış. Sınırla sayıda verilen yiyeceklerle adeta kibrit çöpüne döndükleri fotoğraflarda görülen bu insanlardan ölenler fırınlarda yakılmış. Daha sonra ise sadece fırınlarda yakılanlar ölenler olmaktan da çıkmış, varlıkları tehlikeleri görünen yaşayanlarda ağır deneysel işkencelere uğratıldıktan sonra sözkonusu fırınlara atılmışlar.

 

Kampın krimatoryum bölümünde yani insan yakma bölümünde duvarlar hala yanık et kokuyor , Kolay değil on beş bin insan yakılmış, bazıları metalden bazıları ise tuğladan yapılmış fırınlarda. Toplam 1945 yılına kadar, çoğu Sosyalist ve Komünist  45 bin insan öldürülmüş. İlk kampa ses çıkarmayanlar, çok geçmeden azınlık olarak hedef seçilmiş ve  diğer kampların mazlumları olmuş anlaşılan. 12 Eylül öncesi Mamak Cezaevi’nde tutuklu olarak kalmış biri olarak darbe döneminde cezaevlerinde yaşanan faşizan baskıyı is tam altı yıl yaşamış biri olarak tüylerim diken diken oluyor, kusasım geliyor.Bu yazıyı yazarken Raci Tetik adlı  Mamak Cezaevi sorumlusu olan  işkenceci, faşist “kafalı” albayın öldüğünü öğrendiğimde ise kelimeler, satırlara daha zor döşeniyor. Üstelik Almanya’da ki son günümüz de CHP Genel Başkanı’na at hırsızı suratlı bir faşistçe , tertiplenmiş kalabalık faşist grup içinden yumruk atıldığını öğrenmiş olmak ise içimde ki tarihsel kini yeniden uyandırıyor ama asıl kamp da Almanca yazılı olan “Çalışmak özgürleştirir” sözü faşizmin felsefesini  ironik olarak, sırıtarak, ele veriyor.

 

Kamptan çıktıktan sonra konuk olduğumuz eve dönüyorum, o gece sohbetimizin ana konusu kamp ve ülkemiz. Ne içtiğimiz içki, ne de ortamın dostça olması ben ve oğlumun geceyi  kabuslar içimde geçirmesini engelleyemiyor. Gözümün önünde Mamak, Ulucanlar, Alanya, Buca,Çanakkale ve İmralı cezaevlerinde yaşadıklarım geçiyor. Tabi ki gördüğüm,tanık olduğum  ve çoğunu kimseye anlatamadığım ağır işkence de.

 

AHMET İLE BİRGÜN…

 

Ertesi gün  ev sahibimiz bizi Ulucanlar Cezaevi’nde birlikte aynı koğuşta, ünlü 4. koğuşta, kaldığımız yol arkadaşım Ahmet’in misafir etmek istediği için buluşma noktamıza götürüyor. Almanlar sabahla saatinde gruplar halinde bisiklete binmişler, spor yapıyorlar. Trafik onların gezilerine göre düzenlenmiş. Irmak kenarına iniyorlar ve güzel sıcak hava da ırmağın kenarında ormanlık alanda ya nehre bakarak dinleniyorlar , ya da  koruluk alanda açılmış bisiklet ve yürüyüş yollarında yürüyerek,koşarak veya bisikletle tur atıyorlar.  Daha olmadı,çıplaklar kampında veya nehir kenarımda ki bira bahçelerinde dinleniyorlar. Öğleden sonra ise birahanelerde, bira bahçelerinde buluşup, dev bira bardaklarıyla, akşama kadar içki içiyorlar. Şehir merkezinde araç yok denecek kadar az, ana ulaşım çok sayıda raylı metro veya tramvay sistem ile çok  sayıda otobüslü toplu aşım. Almanlar huzurlu ve stressiz hayatlarını yaşarken, hizmeti ise ülkeye gelmiş göçmenler veriyor. Havaalanından itibaren temizlik başta her iş kolunda Türk işçiye rastlıyorsunuz, her köşede ise mutlaka Türk dönerciye…  İlk gün misafir kaldığım evin sakinlerinden anlıyorum ki ikinci kuşak  Türkler ise iyi eğitim alıyorlar ve seçkin işler yapıyorlar.

 

Ahmet ile Münih’in merkezini geziyoruz.  Onun çalışıp ,emekli olduğu belediyenin  gotik tarihi  binasının  önünde ki meydan da, her ırktan insan geziyor, Bir çoğu da bizim gibi turist. Ahmet, özellikle  Afrika kökenlilerle, 1990 öncesinin sosyalist Doğu Bloku’ndan gelenlere dikkat çekiyor. Çoğu ya  işsiz, ya da hizmet sektöründe. Ahmet bize,“Günlük 20 Euro yerine 3 -5 Euro’ya çalışıyorlar, Almanya’da ucuz iş gücü bunlar ve iş kollarına göre patronlar bunları tercih ediyor, sömürü de dolayısıyla kat be kat artıyor” diyor.

 

Ahmet , 1661 Euro maaş aldığını söylüyor, Türkiye ile eşdeğer olan, hatta daha da ucuz olan et fiyatlarını göstererek, “Burada kadrolu çalışanlar, tanımlı işi olanlar Türkiye’ye göre çok iyi yaşıyorlar” diye de ekliyor.  Aklıma dönerci Tunceliler geliyor, onlarda dükkanlarının yedi milyon Euro değerinde olduğunu söyleyip, Türkiye’de AKP’nin ve Erdoğan’ın iktidarını , ekonomik istikrar getirdikleri ve ülkeye yapacakları yatırımlarının kazanç getireceği gerekçesiyle, övmüşlerdi. Bilmiyorum, ekonomik tablonun kötü olduğu şimdi de aynı şeyleri düşünüyorlar mıydı? Ancak Ahmet’in evine gittiğimizde aynı şeyleri büyük olasılıkla düşüneceklerini  varsaydım.

 

Ahmet 1 Mayıs İşçilerin birlik ve mücadele gününü belediye binasının önünde kutladıklarını söyledi ve bize polislerle yaptığı kavgaları anlatırken, bu ülke de yaşanabileceğini söylüyordu oğlum ve ekliyordu “ Bu ülke de dönerciler Türkiye’nin enfermasyon merkezleri sanki” diyordu.

 

Akşam,  Ahmet’in evindeydik. Ahmet kente metroyla üç durak uzakta  bir bölgede oturuyordu. Tıpkı ilk günümüzün geçtiği  ev gibi, evi bahçe içinde iki katlı villa tipli bir evdi. “Bu mahalle de benim ama kira da” diyen Ahmet evine girerken ilk katını kiraya verdiğini belirterek kiracılarına seslendi. Diğer evlerinin de kirada olduğunu söyleyen Ahmet, kendi kaldığı katında iki odasını gereksinimi olana kiraya verdiğini  belirtme gereği duydu. Hatta onlardan birini de kendi kaldığı odasına çağırıp, çilingir sofrası kurdu. Ahmet kiracısı gelmeden  açıklama yapıyor, “O da devrimci görüşlüdür,ben bu odaları ihtiyaçları olanlara , zor durumda olanlara kiraya vermeye karar verdim. Biliyorsun işte paylaşmacılık” diyor.  Samimi olduğunu biliyorum, geçmişten gelip de bugün dahi değerleri değişmemiş, tek tük arkadaşlarımdan biri.

 

Bir yandan ufak ufak atıştırıyor, diğer yandan  Almanya ve Türkiye üzerine sohbet ediyorduk. Kiracısı da Türk’tü ve Türkiye’de Jeoloji okumuştu ancak Almanya’ya gelmiş, burada da ayrıca eğitim görmüştü.

 

Gece geç saate kadar sohbet ettik ancak bizim yolumuz artık Belin’e düşmüştü. Otobüsümüz terminalden kalkacaktı. Ahmet, bizimle yola çıktı, evde sohbet ederken iç hat belediye otobüsünü kaçırdığımız için, metro istasyonuna birlikte yürüyerek gidiyoruz. Bir evin önünden geçerken , girişinde galeri de sergilenir gibi camla kaplı bölümde ki lacivert renkli üst sınıf aracı göstererek, “Bu benim arabam, senin ehliyetin vardır , gel istersen onunla gidelim” diyor. Ben ne olur ne olmaz diye “ Ben hem trafiği bilmediğimden hem de elimde değil sert sürdüğümden kullanmayayım “deyince, ben de yasaklayayım diyor, Trafik kazası geçirdim sol bacağımın sinirleri arızalandığını, ehliyetim de yok, çünkü araçla trafik kazası yaptım” dedi. Ehliyetine el konulduğunu anladığımdan ısrarcı olmadım.

 

Şehirler arası otobüs terminalinde otobüsü birlikte beklemeye başladık. Ancak kesin olan bir şey varsa o da  Almanya’da  özel otobüs firmalarının vaat ettikleri saate kalkmamaları. Terminalde beklemeye başladık ve gece yarısı dörde doğru bir buçuk saat sonra otobüs geldi. Belki de bu otobüsleri şehirler arasında kullanan yolcular, alt gelir grubundan göçmenler, işsizler ve bizim gibi bütçesi dar turistler olduğundan.

 

Terminal de sarhoş bir Slav kökenli yüksek sesle bağırıyor, anlamıyoruz, Türklerle ilgili kollarını havada sallayarak bir şeyler söylüyor, ikide bir sözcüklerinde ” Arabik İstanbul” geçiyor. Oğlum sinirleniyor. Ahmet, “Sakın bir şey yapmayın” diyor ve ekliyor “Burada herkes her şeyi söyleyebilir. Saldırmadıkça bir şey yapamazsın, ancak sana vuracak ki, sen ona  saldırabilesin” diyor.

 

Otobüsü beklerken hava iyice soğuyor, Ahmet bank da beklerken ona evine gitmesini söylüyorum. O da bana “ Şimdi ben eve gidersem,kafam size takılır, uyuyamam “ diyor. O soğukta bizimle beraber otobüs gelene kadar bekliyor.  Otobüs geliyor ve rahatlıyorum, kucaklaşıyoruz ve vedalaşıyoruz. Kendi kendime diyorum ki “ Yoldaşlık bu olsa gerek”




Kaynak: mkhaber

Editör: Ali Tarık Hatipoğlu



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZI DİZİSİ Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • PİŞMİŞ KELLE
    PİŞMİŞ KELLE
  • MUSTAFA KEMAL AKP'LİLERİ KORKUTTU
    MUSTAFA KEMAL AKP'LİLERİ KORKUTTU
  • ETHEM SARISÜLÜK VURULDUĞU YERDE ANILDI
    ETHEM SARISÜLÜK VURULDUĞU YERDE ANILDI
  • DÜŞMAN KARDEŞLER
    DÜŞMAN KARDEŞLER
  • ATDAN DÜŞTÜ,CUMHURBAŞKANI OLDU
    ATDAN DÜŞTÜ,CUMHURBAŞKANI OLDU
  1. PİŞMİŞ KELLE
  2. MUSTAFA KEMAL AKP'LİLERİ KORKUTTU
  3. ETHEM SARISÜLÜK VURULDUĞU YERDE ANILDI
  4. DÜŞMAN KARDEŞLER
  5. ATDAN DÜŞTÜ,CUMHURBAŞKANI OLDU
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • ATATÜRK
    resim yok
  • Türkiye-Almanya Turgay Şeren anısına
    resim yok
  • ORDU'DA SOKAĞIN DİLİ
    resim yok
  • Harmandalı
    resim yok
  • oku.net
    resim yok
  1. ATATÜRK
  2. Türkiye-Almanya Turgay Şeren anısına
  3. ORDU'DA SOKAĞIN DİLİ
  4. Harmandalı
  5. oku.net
VİDEO GALERİ
YUKARI