Bugun...



BRÜKSEL BİZDEN BİRİ...(4)
Tarih: 18-05-2019 10:58:02 Güncelleme: 18-05-2019 12:13:02 + -


Brüksel, Belçika'nın başkenti. Konya kadar bile olmayan ülke... Başkentin tarihi Ortaçağ Avrupası ve devamında Burjuva Devrimi... Bu günse Avrupa Birliği'nin kalbi burada çarpıyor. 1 milyon insan yaşıyor. Tüm Belçika'da Türkler de dahil sonradan gelenlerin 10 milyon ülke nüfusuna oranı yüzde 30 ve yaklaşık üç milyona yakın. Başkent Brüksel' de ise Belçikalıların yani Fransız,Alman ve Flamanların oranı son göç dalgasıyla birlikte, özellikle de gözlemlerimize göre yarıya düşmüş durumda.

facebook-paylas
Tarih: 18-05-2019 10:58

BRÜKSEL BİZDEN BİRİ...(4)

Brüksel’e ulaşıyoruz.  Otobüsümüz kentin kuzey tarafından bir tepe noktasından terminale  doğru dar cadde ve sokaklardan inerken kentin mimari dokusunu görebiliyoruz. Bulunduğumuz yer Belçika’nın başkentinin Flaman Bölgesi.  İnsanlar kilise önünde paskalya yortusu nedeniyle toplanmışlar. Otobüs Avrupa Birliği Binası’nın önünden geçiyor, kafamıza caddeyi not alıyoruz.  Binaları ile Brüksel bn de Ankara’ya benzer bir izlenim oluşturuyor. Otobüsten indiğimiz yer,  Brüksel tren istasyonu yanı.

 

Kalabalığın bulunduğu kilisenin yakında olduğunu düşünüyoruz. Hemen tren istasyonundaki kasalara valizlerimiz emanete bırakıyoruz. Elektronik kasa şifremizin olduğu kağıdı alıp, çevreyi  keşfe çıkıyoruz. Tiren İstasyonunun arkasında altgeçide yöneliyoruz, müthiş bir  koku burnumuza çarpıyor. Oysa tren istasyonunda tuvalet var ama, giriş bir Euro… Daha oradan yeni çıkmış olduğumuz için bu kokuya anlam veremiyoruz, ancak caddeye çıktığımız da alt geçidin çıkışında sağlı sollu birikmiş olan  veya duran, oldukça yoksul oldukları göze çarpan  Afrikalıları görünce bu kokunun nedenini anlıyoruz. Afrika kökenliler, kuşkulu davranışları,kuşkucu bakışlarıyla ve elerinde biralar ile kılık kıyafetleriyle ekonomik sorunları olduğunu gösteriyor.  Caddenin sağ tarafına yürüyoruz bir süre…

 

Ama bizi çeken herhangi bir şey olmadığını görerek, caddeye bağlanan tepeye yönelen ara sokaklara girince karşımıza biraz daha hareketli bir sokak çıkıyor. İlerde bir gördüğümüz bir kilisenin, otobüsten gördüğümüz kilise olduğunu düşünerek yürüyoruz. Katolik kilisesiymiş. Kiliseye geldiğimiz de önünde ki kalabalık dikkatimizi çekiyor ama, bu kiliselerin insanlara davranışlarının Makedonya’ya yaptığımız gezide ki uğradığımız kiliselerin  davranışlarına benzemediğini bir kez daha anlıyoruz. Çünkü, Paskalya yumurta bayramı olduğu halde ne Almanya’da ki, ne de Belçika’nın başkenti olan,hatta Avrupa Birliği’nin(AB) başkenti sayılabilecek olan Brüksel’de ki kiliselerde, Makedonya’da ki kiliselerin  sosyal yardımlaşma anlayışı yok.

 

 

Oysa Piriştine,Pirizyen, Makedonya’da, yine bir başka Hıristiyan bayramın da  yaptığımız gezi de hemen her kilise, ister Ortodoks,Katolik veya Protestan kilisesi olsun, size, yapmış oldukları yiyecekleri ikram etmeleri dikkat çekiciydi. Hem de bir bedel ödemeden girdiğiniz kilise de, kiliseye katkı olsun bir şey almak veya vermek zorunda değilsiniz, tören de papaza yaklaşabiliyor, kutsanabiliyor, dil üstüne konan okunmuş peltelerden alabiliyor, halka açık masalardan da içkilerinizi ve yiyeceklerini alarak yiyebiliyorsunuz. Beki Balkanlar’ da olan, Osmanlı idaresinde uzun zaman kalan bu toplumlara yerleşmiş olan Osmanlı  Kültürü, bu kültürün yoksullarla dayanışma anlayışı ve cömertliği. Oysa Avrupa’nın göbeği, kuşkucu,otoriter ve soğuk, paylaşımcı ise hiç değil. Bunu Brüksel gezimiz de daha iyi anlama , karşılaştırma olanak bulabiliyoruz.

 

ENİRDAĞLILAR CADDESİ

 

Kiliseden aç bir şekilde ayrılan biz, bir aşağıda hareketli görünen caddeye iniyoruz. Cadde boyunca yürüdükçe, caddendin üzerinde ki binaların girişinde ki dükkanların levhalarına bakınca başta döner olmak üzere, çeşitli kebap ve tatlıların adlarını okuyoruz. Ara ara Arapça levhalara da rastlasak da, cadde üzende yürüyenlerin aralarında yaptığı Türkçe konuşmalar kulağımıza o kadar hoş geliyor ki, kendi kendimize gülüyoruz.  Sanırsınız ki, Berlin’in parçası Kruzberg’de olduğu gibi kendi ülkenizdesiniz. Caddenin sonuna kadar yürüyoruz ve bir de bakıyoruz ki yine o yine berbat  kokan alt geçide gelmişiz.  Afrikalılar yaslandıkları duvarlardan bize sanki soyacaklarmış gibi bakıyorlar.

“Neyse ki…” diyoruz birbirimize, “Türklerin olduğu cadde yakın, çok olmazsa oraya bağırarak kaçarız, onlarda döner palalarıyla dışarı çıkarlar nasıl olsa” deyip, sonra da bu düşüncemizden dolayı  gülüşüyoruz. Ben de mihmandarım  olan oğluma “ Sen bakma bu Türklere, önce palalarıyla ortaya çıkar,sonra  zoru görürseler de tekrar kaçarlar” diyorum, tekrar gülüşüyoruz. Bir Afrikalı’nın işlettiği küçük bir bakkaldan petsu alıyoruz tanesi bir Euro’ya…Sonra bakkalın önünde biralarıyla bekleşen ve bize garip,garip bakan Afrikalıların arasından caddeye tekrar çıkıyoruz. Gördüğümüz bir döneci ye girip, karnımız çok acıktığından hemen dönerlerin siparişini veriyoruz. Adama İngilizce oğlum derdini anlatmaya çalışınca, “Türküz” diyorlar ve siparişimizi alıyorlar. Karnımız doyurunca kebapçıyla sohbete girişiyoruz, Emirdağlılarmış. Buraya “Emirdağ Cumhuriyeti” deniliyormuş deyince , gülüyor ve “Evet” diyor . Sonra ekliyor “ Bu cadde üzerinde ki esnafın çoğu Emirdağlı. Bu bölgede oturuyoruz, diğer illerden de var ama çoğunluk biziz. Ara ara Arapların da dükkanları var” diyor. Türkiye’nin durumundan memnun olduklarını,Erdoğan’ı son çıkışları hariç sevdiklerini söylüyorlar. Ancak son bir iki yıldır biraz kafaları karışmış. Su alıyoruz ,bakkaldan aldığımız sular bittiğinden, bizim Emirdağlı da suyun tanesi  2.5 Euro’ya alıyoruz. Demek ki Türk olunca böyle oluyor, tam Türk işi. 

 

LAİK YAŞAM…

 

Tekrar iki caddenin  birleştiği “Türk mahallesi” yönünde ilerliyoruz, sonra tepeye doğru çıkıyoruz. Bu kez bir başka küçük kilise, müze olarak kullanılan şapel önüne geliyoruz, burada da bahçesinde bira içen öbek öbek küçük kalabalık gözümüze çarpıyor. Kulağımıza Türkçe sesler gelince,rahatlıyor ve onlara yaklaşıyoruz, kendi aralarında Türkiye’de ki yerel seçimleri tartışıyorlar. Üçlü,beşli guruplar halinde. Duvarlarda yazılı sol sloganları da görünce bu bölgede egemen olan Türklerinde Alevi ve solcu,sosyalist veya laik Türkler olduğunu anlıyoruz. Kısa bir sohbet ediyoruz onlarla seçimler üzerine. Tayyip’den çok yakınıyorlar, memnun değiller bunların ekonomik durumu Emirdağlılar gibi değil olsa da ,ne derlerse desinler bize göre aslı muhalif olma nedenleri, laik yaşamın kaybolacağı endişeleri. Bunu onarla sohbetimiz de çıkarmak hiç de zor değil. Neden bu bölgeye Stalingrad denildiğini de anlıyoruz ancak tartışma uzayınca harita da Tutukevi gördüğümüzden, ne olur, ne olmaz diyerek uzaklaşıyoruz.

Bu kez şapeli merkezimize alarak çevreyi keşfe çıkıyoruz, Türkler, kiliseden uzaklaştıkça seyreliyor ama çocuk bahçesinde oynayan çocukların şen Türkçe sesleri, hala bizi güvende hissettiriyor. Çevremize bakıyoruz, konutların bazılarının Türk bayrağı asmış olduğu göze çarpıyor. İnsanın hangi düşünceye sahip olursa olsun, kendi dilinden ve kültüründen  insanlarla anlaşması daha kolay. Bunu Brüksel’den ayrılırken tanıştığımız Suriyeli  Kürt arkadaşla yaptığımız konuşmada da anlıyoruz.

 

Tekrar Garın arka tarafına düşen  işlek caddeye inmeye karar veriyoruz, meydana ulaşıyoruz, ortada bir ağacın gölgesinde oturuyoruz. İki yaşlı  kadın kendi aralarında Türkçe konuşuyor. Önlerinde ise  torunları olsa  bebek arabasında. Çocuk biz banka oturunca ,sıkılmış olmalı ki, yaşından beklenmeyen düzgün Türkçe ile” Amca beni babam alacak, biliyor musun?” diyor. Mihmandarım oğlumla gülüşüyoruz. Bakıyoruz ki çocuk bize sorularıyla  “aman” vermeyecek, başka bir köşe bulmak umuduyla banktan kalkıyoruz. Giderken geriye dönüp,bakıyorum , ardımızdan  çocuk bize el sallıyor, bizde ona sallıyoruz.  Bölgeyi enine ,boyuna turluyoruz. 

 

BOLİVAR  ANITI…

 

Tren İstasyonu karşısında  büyükçe bir park alanı var, orada bulunan anıt, Venezüellalı devrimci Simon de Bolivar adına dikilmiş. Park da oturup yorgunluk atmaya çalışıyoruz. Çevrede ki binaların dokusu değişiyor kentin bu yüzünde. Bizde gökdelen olarak da anılan çok katlı rezidans ve plazalar. Bölgeyi kolaçan edip, nehre ulaşıyoruz.  Karşıya bağlanan köprüden geçip, -gezdiğim  bütün Avrupa şehirlerinde olduğu gibi- nehrin öte yakası hakkında fikir edinmeye çalıyoruz. Bu bölge de olan ve harita da gözüken  Ehl-i Beyt Cami ve çevresini  tarafına  merak ettiğimiz için yürüyoruz ama, zamanımız da dar,çok da yorulmuşuz. Ayrıca  hava da kararmaya başlayınca park alanına tekrar dönüyoruz.

 

 İş yerleri dağılmış olmalı ki, artık park alanında sessizlik hakim ve binalarında bazı katlarının ışıkları yanıyor. Tuvalet ihtiyacımız gelince tren istasyonuna, yani gara gidiyoruz ama tuvalet kapanmış. Hava alacakaranlık olduğundan alt geçide gidiyoruz. “Türk Caddesi”nde de dükkanlar kapanmış, tek tük açık dükkan var.  Yorgun ayaklarımızla ticari anlayışının değişmediğini gördüğümüz  Türklerden değil, yine bir başka  Afrikalının işlettiği bakkala giderek su alıyoruz.

 

Susuzluğumuz giderdikten sonra  tekrar Bolivar anıtının olduğu parka yürüyoruz, orada yaptırdığımız sandviçleri ve aldığımız suyu, ışıkların sürekli yanan parkın içinde ki bir banka oturup,  yiyip, içiyoruz. Sonra birden havanın iyice karardığını ayırt ediyoruz. Park aydınlık, hava ise ılık rüzgarlı. Çevre o kadar ıssız ki plazalardan birinde ısrarla çalan telefonu bile duyabiliyoruz. Bolivar Heykeli önünde ve park alanında fotoğraf çekiniyoruz. İyice yorgunluğumuzu  attıktan sonra aklımıza birden çantalar geliyor ve garda ki kasalarda olan çantalarımızı almaya gidiyoruz.

 

Açık alanda olan otobüs terminaline, soğuk bir rüzgar estiği için gitmiyor, garda zaman geçirmeye çalışıyoruz. Bir süre sonra birden, siyah gestapo kıyafetli polisler geliyor. Ellerinde kocaman bir gerçek kurt köpeği. Köpek herhalde yabancı kokusunu alıyor olmalı ki, bizde dahil istasyonda bekleşen me kadar-hemen hepsi-yabancı olan yolcu varsa, havlıyorlar. Afrikalıları dışarı çıkartıyorlar, biz rahatız oturduğumuz bankta sırtımız dönük şekilde oralı olmamaya çalışarak,  oturuyoruz,  Gestapo davranışlı ve kılıklılar, köpek havlamasına karşın, bize bakıyorlar, Kafkas ırkından olmamız nedeniyle-her ne kadar oğlum biraz Türkmen olsa da- olsa gerek, adamların kafası karışıyor ve çıkıyorlar. Bağırıyorlar diğer bölümlerden kaba  dilleriyle, sesleri  yanımıza ulaşıyor, “geh raus”,” uitgan”…  Tekrar oturduğumuz bölüme köpeğin ısrarla havlamasıyla geliyorlar, köpek, sanki bir  kedi gibi sırtını kamburlaştırıyor, saldırmaya hazır ve tehditkar. Aynı şekilde bize de sesleniyorlar.

 

Çıkıyoruz, zaten otobüs saatimiz de yaklaşıyor. Daha önce ki orta Avrupa gezim de  ve bu gezi de, Avrupa çapında yolcu taşıma taşıyan firmaların, bizim ülkemizde olduğu gibi yolculara düzgün davranmadığını veya çalışmadığına karar verdim. Prag’dan Viyana’ya dönüşte, otobüs biletimi  kafalarına göre iptal etmişlerdi. Şişman, gestapo tipli görevli kadına sorunca, “Raus” demişti de başka şey dememişti. Ben de yanımda ki çok iyi derece İngilizce ve Almanca bilen bayanla birlikte, arandığı yanıtı önce  Türkçe, sonra “belki biliyordur” diye,sözcük kökeni olarak Arapça olan ve bir başka -pek de eşanlamlı olmayan- sözcükle vermiştik. Gerçi sonra bilet organizasyonunu yapan Kanada firması şikayetimiz dinlemiş ve sadece dönüş biletimizin bedelini değil, gidiş bedelimizi de bize ödemişti ama bir kere tadımız kaçırmışlardı. Belçika’da ise bu kez otobüs zamanında gelmedi. Bekliyoruz sert rüzgar var. Tuvalet ihtiyacımız var ve  bu kez, gece vakti.   Afrikalılardan çekindiğimiz için alt geçide değil, Simon Bolivar Parkı’nda ağaçları siper alarak ihtiyacımızı karşıladık. İyi k erkekmişiz dedik, ya bayan olsak çevrede ki tuvaletler kapalı, alt geçit sonunda ne yapacakları belli olmayan Afrikalılarca kuşatılmış, Bolivar Parkı en ideali de, bir bayan için ilerleyen saatlerde, boş  gökdelenlerin altında da olsa, ihtiyaç gidermek zor olacak.

 

TÜRK,KÜRT,ARAP OLSUN AMA ORTADOĞULU OLSUN

 

Otobüs bekleme yerinde otururken biri kişi yanaşıyor, Türkçe ile “Köln’e mi?” diyor. “Evet sende mi ? “deyince “Austburgs’a” diyor, Duymuştum, Münih yakınlarında… Eski yol arkadaşım orada oturduğunu söylemişti.  “Türk müsün?” diyorum, hemen “ Hayır” diyor “Kürt’üm” … “Peki memleket?”  Bana dönüp,“Suriye-Halep” diyor,Mihmandarım oğlumu göstererek,  “Halep mi? Oğlumun annesinin halası da oradaymış, savaş sonrası irtibatları koptu” diyorum ve ekliyorum   “O zaman göçmensin.”

“ Evet” diyor “ Ailem Türkiye’de… Babam ve kardeşlerim. Babam  Türkiye’de Gazi Antep’de kardeşlerim ise Türkiye’de okuyor” diyor. Sonra da anlatmayı sürdürüyor. “Ailem ilk Suriye’den 2013 yılında  çıkanlardan, babam esnaftı ve evimiz ve dükkanımız bombalandı. Bense Almanya’ya üç sene önce  botla geçtim”

“Tehlikelidir “diyorum “ Tabi bir ara sürüklendik, şişme botun motoru arızalandı. Bu arada Ausburg’da yaşıyorum, Belçika’ya gezmeye geldim Ausburg’a gideceğim ama otobüs oraya buradan olmadığı için , bu saate en yakın ihtimal Köln’e veya varsa Münih’e geçip oradan oraya gitmek” diyor. “Türkçen çok düzgün” diyorum, “Türkiye’de öğrendim” diye açıklıyor. 

 

Tanıştıktan sonra birden saate bakıp, otobüsün hareket saatinin yaklaştığını görerek , terminal olarak gösterilen caddeye, valizler elimiz de fırlıyoruz. Paris’e,Amsterdam’a ‘ya giden otobüsler geliyor ama bizim ki yok. Artık koşuşturmadan yorulup, otobüsün durduğu caddenin kaldırımında beklemeye başlıyoruz.

 

GÖÇMENLER KAVGA EDİYOR VE ”HERKES KENDİ ÜLKESİNDE KRAL”

 

Karşıda otopark ve içinde yerlere yatak sermiş yüzlerce Afrikalı. Biz aramız da konuşurken, birden otopark bölgesinden kavga sesleri. Sürüler halinde koşuyorlar ve birbirlerine Afrikalılar saldırıyor, Müdahale eden içlerinden oluyor ama onlarda kavgaya karışıyor. Orada böyle bir olay varken, ne polis geliyor, ne de başla şey, Kürt genç arkadaş diyor ki “ Birbirlerini öldürecekler. Almanlar sözde uygar. Karışmıyorlar bile. İnsanlık dışı koşullarda yaşıyorlar.”  Peki bize köpekleriyle gelip, çirkin sesleriyle ‘çıkın’ diyen o gestapolar nerede?”  Gülüyor, “Göçmelerin hiçbir değeri yok. Türkiye bu konuda daha iyi…” diyor. Kavganın fotoğrafını çekecek oluyorum, Kürt sakın ha sinirleri gergin çıkıp buraya gelirler diyor.

 

O arada, Amsterdam’dan Paris’e giden bir otobüs geliyor.  Şoförleriyle Kürt genç Arapça sohbete girişiyor. “Yer yok” diyorlar. Ardından yine kavga edenleri izleyerek  bekleşirken gelmesi gerektiği saatten iki saat sonra bizim otobüs geliyor. Sinirlerimiz bozulmuş halde, neyse ki önceden biletli olduğumuz için sorun çıkmadan, biz biniyoruz. Kürt genç de binmek istiyor, önce yer yok diyorlar ama ben başımla boş yer olduğunu işaret ediyorum . Pazarlık yapıyorlar ve o da biniyor. Yorulmuşuz, gözlerimizi yine MüniH2de açıyoruz.

 

TEKRAR KÖLN......

Uyandığımızı da Köln Havaalanındayız. Kürt arkadaştan ayrılıyoruz. Anlıyorum ki herkes kendi ülkesinde kral.

Oğlumla bunu konuşuyoruz. Belçika’yı beğenmeyen o diyor ki “ Almanya yaşanabilecek ülke. Hiç değilse düzenli. Bizden daha iyi ama, Belçika için aynı şeyi söyleyemiyorum “  Bende ona “Belçika’yı sevdim. Brüksel nispeten daha kaostik ve bizden biri olmuş” diyorum.  Ardından ‘Yabancılara bakışlarını ve kurallı oluşlarını söyleyince, “Evet…  Öyle ama, boş kuralları  hiçbir yerde takmazsın,  üstelik daha az gerilimli” diyor.

“Ama” diyorum “Bakıyorum da  Münih Terminali’nde Türklere küfür eden Slav kökenliye neredeyse saldıracaktın.” “ Yok “ diyor yine ve ardından ekliyor,  “ Burada yaşayacaksan, sinirlerini aldıracaksın”




Kaynak: mkhaber

Editör: Ali Tarık Hatipoğlu



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZI DİZİSİ Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • PİŞMİŞ KELLE
    PİŞMİŞ KELLE
  • MUSTAFA KEMAL AKP'LİLERİ KORKUTTU
    MUSTAFA KEMAL AKP'LİLERİ KORKUTTU
  • ETHEM SARISÜLÜK VURULDUĞU YERDE ANILDI
    ETHEM SARISÜLÜK VURULDUĞU YERDE ANILDI
  • DÜŞMAN KARDEŞLER
    DÜŞMAN KARDEŞLER
  • ATDAN DÜŞTÜ,CUMHURBAŞKANI OLDU
    ATDAN DÜŞTÜ,CUMHURBAŞKANI OLDU
  1. PİŞMİŞ KELLE
  2. MUSTAFA KEMAL AKP'LİLERİ KORKUTTU
  3. ETHEM SARISÜLÜK VURULDUĞU YERDE ANILDI
  4. DÜŞMAN KARDEŞLER
  5. ATDAN DÜŞTÜ,CUMHURBAŞKANI OLDU
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • ATATÜRK
    resim yok
  • Türkiye-Almanya Turgay Şeren anısına
    resim yok
  • ORDU'DA SOKAĞIN DİLİ
    resim yok
  • Harmandalı
    resim yok
  • oku.net
    resim yok
  1. ATATÜRK
  2. Türkiye-Almanya Turgay Şeren anısına
  3. ORDU'DA SOKAĞIN DİLİ
  4. Harmandalı
  5. oku.net
VİDEO GALERİ
YUKARI